Bireysel psikoterapi 18 yaşını geçmiş ve ebeveynlerinin onayına gerek olmayan gençlerle ya da erişkin kişilerle gerçekleştirilen terapi çalışmalarıdır. Kişinin başvurusuna neden olan yakınma ya da sorunların anlaşılabilmesi ve çözümlenebilmesi için yakınmaların ortaya çıkış ve gelişim öyküsü, sorunun oluşumunda olası rolü bulunan doğum ve gelişim öyküsü, erken çocukluk, ilk gençlik ve gençlik dönemleri, cinsel gelişim öyküsü, eğitim hayatı ve mesleki yaşam öyküsü, aile öyküsü, öz geçmiş ve soy geçmiş özellikleri, geçmiş yaşantılar, güncel psikososyal stres etmenleri, altta yatan kişilik ve ruhsal yapı özellikleri kişinin bizzat kendisiyle çalışılır.
Son dönemde aile danışmanlığı gerek uzmanlar gerekse aileler arasında daha bilinir bir alan haline gelirken evlenmemiş, yalnızca flört eden ya da birlikte yaşayan kişilerin sayısı da hızla artmaktadır. Her ne kadar aile danışmanlığı ile ortak özellikler taşısa da ilişki ve evlilik danışmanlığı, aile danışmanlığından farklı bir kavramdır ve farklı uygulamalar ve müdahaleler gerektirir. Bu nedenle eşlerle çalışan uzmanların aile danışmanlığından farklı bir eğitim almış olmaları gerekmektedir.
Aile danışmanlığı aile üyeleri arasında ortaya çıkan sorunların tüm aile bireylerinin ya da birkaç aile bireyinin katılımı ile aile danışmanı eşliğinde ele alındığı, var olan sorunların çözümlenerek aile içindeki iletişim, roller, kurallar, yakınlık, anlayış, güven, yardımlaşma ve dayanışma, öz denetim, problem çözme gibi temel ögelerin geliştirildiği bir çalışma sürecidir.
Yöntemi ne olursa olsun ilişki terapisinin amacı şöyle tanımlanabilir.
Aile terapisinde amaç ruhsal rahatsızlığı olan bir bireyin iyileştirilmesi değil, tüm aileye yardım ederek aileye sağlıklı bir yapı ve işlevsellik kazandırılmasıdır. Bu doğrultuda tek bir bireye değil tüm aileye yardım ve destek sunulur. Bireydeki sorunun oluşumuna yol açan ve sürekliliğine katkıda bulunan aile yapısına ve aile bireyleri arasındaki etkileşim şekillerine dair etmenler tespit edilerek çözümüne yardımcı olunur. Aile terapisi bazen aile içinde yaşanan bir sorunun ele alınması ve çözümü, bazen de yaşanması olası sorunların önlenmesi için de uygulanabilir.
Cinsel terapi; bireylerin cinsellik alanında düşünsel, duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, cinsel ve ruhsal sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Farklı cinsel işlev bozukluklarından dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, yeniden cinsel eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, bireylerin ve eşlerin kendilerini ve birbirlerini tanımalarını sağlamak, cinsel çatışmaları çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, eşler arasındaki ilişkiyi iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere cinsel terapi diyebiliriz. Bir başka deyişle cinsel terapi zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme gücü yetersiz kalan kişilere belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmeti sürecidir.
ONLINE Terapi yeni yeni yaygınlaşmaya başlayan bir psikoterapi şeklidir. Farklı bir şehir ya da ülkede yaşayan, bulunduğu şehir ya da ülkede yaşadığı sorunlar itibariyle kendisine yardımcı olabilecek yetkinlikte bir uzmana ulaşma imkanı olmayan, yaşadığı ülkede konuşulan dilde kendini ifade etmekte zorlanan ya da anadilinde yardım almak isteyen ve yüz yüze gelemeyen kişilerin online bağlantılar yardımıyla iletişim kurabilme olanaklarından yararlanılarak terapist ile danışanın bir araya geldiği bir uygulamadır. Yüz yüze görüşme imkanı varsa öncelikle bu yolun denenmesi tercih edilmekle birlikte yüz yüze gelinemeyecek durumlarda online terapi yadsınamayacak bir öneme sahiptir. Online-bağlantı ile psikoterapi yüz yüze yapılan terapilerle tamamen aynı etik kural, yöntem ve ücrete tabidir.
Online terapi telefon görüşmeleri ya da e-posta ile yazışmalar şeklinde yapılmamakta, bir danışma hattı ya da kriz yönetim hattı gibi işlememektedir.
Psikiyatrik hastalıklarda görülen belirtilerin hemen hepsi tüm sağlıklı bireylerde, hayatlarının farklı dönemlerinde, farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Zira hastalık belirtisi gibi değerlendirilen bu belirtiler belirli koşullar altında varoluşunu devam ettirme mücadelesi veren bir bireyin, çeşitli biyopsikososyal stres etmenleri karşısında değişen koşullara adapte olabilmek için geliştirdiği, hatta geliştirmek zorunda olduğu savunma mekanizmaları ve dirençler olup gerçekte hayati bir önem taşımaktadır.
Psikiyatrik ilaç tedavileriyle bazı durumlarda kişinin ruhsal gücü, ruhsal enerjisi ve iyilik duygusu artmakta, böylece ilaç tedavisi öncesinde ortaya çıkan depresyon, kaygı, korku, panik, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme gibi belirtiler ilacın sağladığı güçle birlikte yeniden bastırılarak ortadan kalkmaktadır. Ancak belirli bir süre ilaç kullanımından sonra tıbbi tedavi kişinin kendisi ya da hekimi tarafından sonlandırıldığında hemen ya da belli bir süre geçtikten sonra belirtiler tekrar su yüzeyine çıkmakta; bir yandan altta yatan sorunların gerek kişinin kendisi, ailesi ve çevresi, gerekse de terapisti tarafından fark edilmesi, anlaşılması ve ruhsal olarak çalışılması ve çözümlenmesi şans ve olanağını ortadan kaldırmaktadır. Yine bazı durumlarda boşalım ve ifade bulması son derece sağlıklı ve gerekli olan kızgınlık ve öfke duyguları ilaç tedavileriyle bastırılmakta, ertelenmekte, ötelenmekte; uzun dönemde sorunların daha da pekişmesine, ağırlaşmasına ve kronikleşmesine yol açmaktadır. Bu riskler bireysel süreçler için olduğu kadar ilişkisel ve aile süreçleri için de söz konusudur.
Ancak bazı durumlarda kişinin, eşlerin ya da ilişkinin ve ailenin içinden geçtiği süreç, karşı karşıya olunan biyopsikososyal stres etmenlerinin niteliği ve şiddeti; bireyin, eşlerin ve bazen de birden fazla aile üyesinin gösterdiği duygusal, düşünsel ya da davranışsal belirtilerin doğası, şiddeti, sıklığı; kişinin, ilişkinin ya da aile üyelerinin beden ve ruh sağlıklarını ciddi düzeyde olumsuz şekilde etkiliyor; ev, okul, iş ve sosyal yaşamlarını ve işlevlerini ağır düzeyde bozuyor ve çok daha olumsuz, geri dönüşü olmayan klinik tablolara, güvenlikle ilgili sorunlara ve hukuki problemlere yol açabilmektedir.
İşte böylesi durumlarda psikofarmakoterapi son derece hayat kurtarıcı, yol açıcı, sorun çözümüne yardımcı ya da koruyucu işlevler görebilir.
Son 20-25 yıl içinde geliştirilen psikiyatrik ilaçlar genel olarak etkin, yan etkileri az, okuyan, çalışan, dikkat gerektiren işler yapan kişiler tarafından güvenle kullanılabilecek, bilerek ya da yanlışlıkla yüksek doz alındığında hayati tehlike yaratmayan ilaçlar olmakla birlikte merkezi sinir sistemi üzerinde son derece etkili, duygu, düşünce ve davranışsal süreçler üzerinde ciddi ve önemli değişimlere yol açabilecek etken maddeler olduğu unutulmamalıdır. Ne yazık ki Türkiye’de özellikle bilinçsiz antidepresan kullanımı her geçen gün çoğalmakta ve bu durumla ilintili klinik ve sosyal sorunlar da artmaktadır.
Bu bağlamda psikofarmakoterapinin mutlaka bir hekim, özellikle de uzman bir hekim tarafından başlanması ve klinik takibinin yapılması ve günümüz koşullarında büyük şehirler dışında ne yazık ki yeterli ruh sağlığı profesyonelinin olmaması nedeniyle pek mümkün olmamakla birlikte psikoterapi eşliğinde sürdürülmesi ve ilaçla ilintili olarak ortaya çıkan farklı psikodinamiklerin ve değişimlerin danışan, gerektiğinde aile ve hekim/terapist tarafından beraberce yorumlanarak dikkatle ele alınması gerekmektedir.
Zira örnek vermek gerekirse ilişki ya da evlilik sorunları nedeniyle klinik düzeyde bir depresyon geçiren kişi antidepresan tedavinin sağladığı ruhsal güç artışını ilişkisindeki sorunlarını çözmek yönünde kullanabileceği gibi, hatalı bir kararla ayrılmak ya da boşanmak yönünde, evlilik dışı bir ilişkiye yönelmek, ilacın verdiği rahatlık, iyimserlik ve güç duygusuyla normal şartlarda altından kalkamayacağı iş girişimlerinde bulunmak, daha kötü bir olasılıkla sigara, alkol, uyuşturucu kullanımını arttırmak ya da ilk defa bu maddelere başlamak, kanımca en tehlikelisi ilacın sağladığı tahammül gücü ve sabır duygusuyla sorunları çözmeden katlanıp dayanarak sorunların daha da artmasına ve kronikleşmesine neden olabilecek davranışlara yönelmek şeklinde de kullanabilir. Tabii burada tek belirleyici ilaçlar olmayıp kişinin genetik ve biyolojik alt yapısı, altta yatan psikodinamik etmenler, kişilik özellikleri, içinde bulunulan çevresel ve psikososyal faktörler de büyük rol oynamaktadır.
Yukarıda vurgulamaya çalıştığım etmenler, bu bağlamda kişinin içinde bulunduğu ve içinden geçtiği psikodinamik süreçlerin doğru okunması ve yorumlanması kişinin kaygı, depresyon, agresyon, hipomani düzeyinin, dürtü kontrol gücünün, gerçekliği değerlendirme yetisinin ve nihayet hayati önem taşıyan psikotik, şizoid ve antisosyal potansiyellerinin zamanında ve doğru biçimde tespit edilmesi ve ilaç seçiminin buna göre yapılması da son derece önem taşımaktadır. Zira bu ilaçlar birbiri ile etkileşen, bazıları birbirinin tam tersi yönde etki gösterebilen ilaçlardır.
Psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde doğru ilaç seçimi kadar yeterli süre ve yeterli dozda ilaç kullanımı, uygun ilaç birleşimlerinin düzenlenmesi, yeni bir ilaca başlarken ya da ilaç tedavisi sonlandırılırken dikkate alınması gerekenler, koruyucu ilaç tedavileri ve stratejileri, psikiyatrik ilaçların etki mekanizmaları ve yan etkileri hakkında kişiye ve aileye yeterli bilginin verilmesi ve uyarıda bulunulması, psikiyatrik tabloya eşlik eden tıbbi-organik hastalıklar ve bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlarla etkileşimler de göz önünde bulundurulması gereken diğer önemli etmenlerdir.
Dr.Tuba Olgun