PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK, PSİKİYATRİ VE PSİKOTERAPİ

 Kartaltepe Mah.
     İncirli Cad. Faik Köksal Sok.
     Manolya Apt. No:4 Daire:5
     Bakırköy/İstanbul
     Tel:0212 543 01 33

TERAPİ YÖNTEMLERİMİZ

PSİKOFARMAKOTERAPİ
Psikofarmakoterapi psikiyatrik hastalıkların ilaçla tedavi edilmesidir. Biz Bona Dea Psikiyatri ve Psikoterapi ekibi olarak ruhsal sorunların olabildiğince psikoterapi yöntemleri ile çözümünden yanayız. Özellikle ruhsal sorunların derinlemesine çalışıldığı ve köklü değişimlerin hedeflendiği klasik analitik yönelimli psikoterapi çalışmalarında danışanlarımızın ilaç kullanımından uzak durması, danışanın kendi doğal psikodinamik süreçlerinin izlenmesi, fark edilmesi ve gerek terapist gerek danışan tarafından tanınarak kavranabilmesi açısından büyük önem taşımakta olup, bilinçli olarak tercih edilmekte ve desteklenmektedir. Zira örneğin bastırılan kızgınlık duygularının hangi aşamada ifade bulduğu, bilinçdışı ruhsal çatışmaların doğurduğu kaygının hangi yaşantılarla tetiklendiği, yine bilinç dışı arzuların yol açtığı suçluluk hissiyatının neden olduğu ve kimi zaman iyileşme ve olgunlaşma sürecinin bir göstergesi olan depresyon dönemlerinin ne zaman ortaya çıktığı psikoterapi çalışması açısından kritik ve hassas noktalardır.
Psikiyatrik hastalıklarda görülen belirtilerin hemen hepsi tüm sağlıklı bireylerde, hayatlarının farklı dönemlerinde, farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Zira hastalık belirtisi gibi değerlendirilen bu belirtiler belirli koşullar altında varoluşunu devam ettirme mücadelesi veren bir bireyin, çeşitli biyopsikososyal stres etmenleri karşısında değişen koşullara adapte olabilmek için geliştirdiği, hatta geliştirmek zorunda olduğu savunma mekanizmaları ve dirençler olup gerçekte hayati bir önem taşımaktadır.
Psikiyatrik ilaç tedavileriyle bazı durumlarda kişinin ruhsal gücü, ruhsal enerjisi ve iyilik duygusu artmakta, böylece ilaç tedavisi öncesinde ortaya çıkan depresyon, kaygı, korku, panik, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme gibi belirtiler ilacın sağladığı güçle birlikte yeniden bastırılarak ortadan kalkmaktadır. Ancak belirli bir süre ilaç kullanımından sonra tıbbi tedavi kişinin kendisi ya da hekimi tarafından sonlandırıldığında hemen ya da belli bir süre geçtikten sonra belirtiler tekrar su yüzeyine çıkmakta; bir yandan altta yatan sorunların gerek kişinin kendisi, ailesi ve çevresi, gerekse de terapisti tarafından fark edilmesi, anlaşılması ve ruhsal olarak çalışılması ve çözümlenmesi şans ve olanağını ortadan kaldırmaktadır. Yine bazı durumlarda boşalım ve ifade bulması son derece sağlıklı ve gerekli olan kızgınlık ve öfke duyguları ilaç tedavileriyle bastırılmakta, ertelenmekte, ötelenmekte; uzun dönemde sorunların daha da pekişmesine, ağırlaşmasına ve kronikleşmesine yol açmaktadır. Bu riskler bireysel süreçler için olduğu kadar ilişkisel ve aile süreçleri için de söz konusudur.
Ancak bazı durumlarda kişinin, eşlerin ya da ilişkinin ve ailenin içinden geçtiği süreç, karşı karşıya olunan biyopsikososyal stres etmenlerinin niteliği ve şiddeti; bireyin, eşlerin ve bazen de birden fazla aile üyesinin gösterdiği duygusal, düşünsel ya da davranışsal belirtilerin doğası, şiddeti, sıklığı; kişinin, ilişkinin ya da aile üyelerinin beden ve ruh sağlıklarını ciddi düzeyde olumsuz şekilde etkiliyor; ev, okul, iş ve sosyal yaşamlarını ve işlevlerini ağır düzeyde bozuyor ve çok daha olumsuz, geri dönüşü olmayan klinik tablolara, güvenlikle ilgili sorunlara ve hukuki problemlere yol açabilmektedir.
İşte böylesi durumlarda psikofarmakoterapi son derece hayat kurtarıcı, yol açıcı, sorun çözümüne yardımcı ya da koruyucu işlevler görebilir.
Son 20-25 yıl içinde geliştirilen psikiyatrik ilaçlar genel olarak etkin, yan etkileri az, okuyan, çalışan, dikkat gerektiren işler yapan kişiler tarafından güvenle kullanılabilecek, bilerek ya da yanlışlıkla yüksek doz alındığında hayati tehlike yaratmayan ilaçlar olmakla birlikte merkezi sinir sistemi üzerinde son derece etkili, duygu, düşünce ve davranışsal süreçler üzerinde ciddi ve önemli değişimlere yol açabilecek etken maddeler olduğu unutulmamalıdır. Ne yazık ki Türkiye’de özellikle bilinçsiz antidepresan kullanımı her geçen gün çoğalmakta ve bu durumla ilintili klinik ve sosyal sorunlar da artmaktadır.
Bu bağlamda psikofarmakoterapinin mutlaka bir hekim, özellikle de uzman bir hekim tarafından başlanması ve klinik takibinin yapılması ve günümüz koşullarında büyük şehirler dışında ne yazık ki yeterli ruh sağlığı profesyonelinin olmaması nedeniyle pek mümkün olmamakla birlikte psikoterapi eşliğinde sürdürülmesi ve ilaçla ilintili olarak ortaya çıkan farklı psikodinamiklerin ve değişimlerin danışan, gerektiğinde aile ve hekim/terapist tarafından beraberce yorumlanarak dikkatle ele alınması gerekmektedir.
Zira örnek vermek gerekirse ilişki ya da evlilik sorunları nedeniyle klinik düzeyde bir depresyon geçiren kişi antidepresan tedavinin sağladığı ruhsal güç artışını ilişkisindeki sorunlarını çözmek yönünde kullanabileceği gibi, hatalı bir kararla ayrılmak ya da boşanmak yönünde, evlilik dışı bir ilişkiye yönelmek, ilacın verdiği rahatlık, iyimserlik ve güç duygusuyla normal şartlarda altından kalkamayacağı iş girişimlerinde bulunmak, daha kötü bir olasılıkla sigara, alkol, uyuşturucu kullanımını arttırmak ya da ilk defa bu maddelere başlamak, kanımca en tehlikelisi ilacın sağladığı tahammül gücü ve sabır duygusuyla sorunları çözmeden katlanıp dayanarak sorunların daha da artmasına ve kronikleşmesine neden olabilecek davranışlara yönelmek şeklinde de kullanabilir. Tabii burada tek belirleyici ilaçlar olmayıp kişinin genetik ve biyolojik alt yapısı, altta yatan psikodinamik etmenler, kişilik özellikleri, içinde bulunulan çevresel ve psikososyal faktörler de büyük rol oynamaktadır.
Yukarıda vurgulamaya çalıştığım etmenler, bu bağlamda kişinin içinde bulunduğu ve içinden geçtiği psikodinamik süreçlerin doğru okunması ve yorumlanması kişinin kaygı, depresyon, agresyon, hipomani düzeyinin, dürtü kontrol gücünün, gerçekliği değerlendirme yetisinin ve nihayet hayati önem taşıyan psikotik, şizoid ve antisosyal potansiyellerinin zamanında ve doğru biçimde tespit edilmesi ve ilaç seçiminin buna göre yapılması da son derece önem taşımaktadır. Zira bu ilaçlar birbiri ile etkileşen, bazıları birbirinin tam tersi yönde etki gösterebilen ilaçlardır.
Psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde doğru ilaç seçimi kadar yeterli süre ve yeterli dozda ilaç kullanımı, uygun ilaç birleşimlerinin düzenlenmesi, yeni bir ilaca başlarken ya da ilaç tedavisi sonlandırılırken dikkate alınması gerekenler, koruyucu ilaç tedavileri ve stratejileri, psikiyatrik ilaçların etki mekanizmaları ve yan etkileri hakkında kişiye ve aileye yeterli bilginin verilmesi ve uyarıda bulunulması, psikiyatrik tabloya eşlik eden tıbbi-organik hastalıklar ve bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlarla etkileşimler de göz önünde bulundurulması gereken diğer önemli etmenlerdir.

Dr.Tuba Olgun




BİREYSEL PSİKOTERAPİ
Bireysel psikoterapi 18 yaşını geçmiş ve ebeveynlerinin onayına gerek olmayan gençlerle ya da erişkin kişilerle gerçekleştirilen terapi çalışmalarıdır. Kişinin başvurusuna neden olan yakınma ya da sorunların anlaşılabilmesi ve çözümlenebilmesi için yakınmaların ortaya çıkış ve gelişim öyküsü, sorunun oluşumunda olası rolü bulunan doğum ve gelişim öyküsü, erken çocukluk, ilk gençlik ve gençlik dönemleri, cinsel gelişim öyküsü, eğitim hayatı ve mesleki yaşam öyküsü, aile öyküsü, öz geçmiş ve soy geçmiş özellikleri, geçmiş yaşantılar, güncel psikososyal stres etmenleri, altta yatan kişilik ve ruhsal yapı özellikleri kişinin bizzat kendisiyle çalışılır.
İlk seans bir değerlendirme görüşmesidir. Bu seansta kişinin yakınmalarının ve yaşadığı sorunun ne olduğu, sorunun içsel ve dışsal kaynakları, psikiyatrik ve tıbbi durumlar, hangi psikoterapi yöneliminin ve yöntemiyle çalışılmasının kişinin sorununun çözümüne uygun olduğu ve olası psikoterapi planı değerlendirilir. Görüşmenin sonunda ortaya çıkan değerlendirme kişiyle paylaşılarak terapi planı ve gelecek görüşmeler birlikte kararlaştırılır.
Psikoterapi planı, kişinin kendine özgü sorunlarına, ihtiyaçlarına, beklentilerine ve kişilik özelliklerine göre şekillendirilir. Ancak yine de bir terapi süreci üç aşamadan oluşur.
İlk aşama, kişinin yaşamında bir kriz veya acil çözüm bekleyen bir konu olduğu durumlarda, bu durumların çözülmesi ya da kontrol altına alınmasıdır. Bu nedenle öncelikle “Krize Müdahale, Problem Çözme ve Başa Çıkma Stratejileri” gibi müdahalelerle başlanır.
İkinci aşama, kişinin yaşadığı sorunun altında yatan “duygu, düşünce ve davranış” şekillerinin tespit edilmesi aşamasıdır.
Üçüncü aşama ise kişinin işlevsel olmayan “duygu, düşünce ve davranış” tarzının altında yatan dinamiklerin hangi terapi yönelimi ile çalışılmasına karar verildiyse o yönelim ilkeleri doğrultusunda çalışılması aşamasıdır.



İLİŞKİ VE EVLİLİK DANIŞMANLIĞI
Son dönemde aile danışmanlığı gerek uzmanlar gerekse aileler arasında daha bilinir bir alan haline gelirken evlenmemiş, yalnızca flört eden ya da birlikte yaşayan kişilerin sayısı da hızla artmaktadır. Her ne kadar aile danışmanlığı ile ortak özellikler taşısa da ilişki ve evlilik danışmanlığı, aile danışmanlığından farklı bir kavramdır ve farklı uygulamalar ve müdahaleler gerektirir. Bu nedenle eşlerle çalışan uzmanların aile danışmanlığından farklı bir eğitim almış olmaları gerekmektedir.
İlişki ve evlilik terapisi iki kişi arasında var olan duygusal, düşünsel ve davranışsal sorunlara odaklanır. Bu sorunlar çoğu zaman bireysel sorunlara dayalıdır. Örneğin taraflardan birinin kaygılı bir yapıya, öfke kontrol bozukluğuna ya da depresyona yatkın bir yapıya sahip olması sıklıkla eşler arasında çeşitli sorunların yaşanmasına neden olmaktadır.
İlişki ve evlilik danışmanlığında ise danışman eşler arasındaki çatışma alanlarını belirlemeye ve her bir bireyin hangi davranışlarının, nasıl değişeceğini tanımlayarak çiftin daha doyum verici bir ilişki yaşayabilmesi için yardımcı olmaya çalışır. Bu değişiklikleri sağlamanın birçok yolu vardır. Bazen eşler arasındaki sorunlara odaklanılması gerekirken bazen de yalnızca taraflardan birinin yaşadığı soruna odaklanılır.
İlişki danışmanlığı bireylere nasıl iletişim kuracakları, birbirlerini nasıl daha etkili dinleyecekleri, rekabetten uzak durarak nasıl ortak amaçlar belirleyebilecekleri, sorumlulukları nasıl paylaşabilecekleri konusunda yardımcı olur. Danışma sürecinde bazen bireysel psikoterapi, bazen arabulucuk işlevi, bazen bilgilendirici-eğitimsel yaklaşımlar bazen de her üçünün birleşimi ön planda olabilir.
Ne yazık ki evlilik ve ilişkiler her zaman başladığı gibi coşkulu ve mutlu sürmeyebilir. Zira ilişkiler de tıpkı çiçekler gibi gün be gün sevgi ile beslemeyi- ilgilenmeyi gerektirir. Bu bağlamda ilişki üzerine çalışmak, yeniden mutlu ve üretken bir birlikteliği inşa etmek için karşılıklı emek ve zaman vermek gerekir.
EŞLER NE ZAMAN İLİŞKİ-EVLİLİK DANIŞMANLIĞINA BAŞVURMALIDIR?
Eşlerin ilişkileri aşağıdaki maddelerin bir bölümünü ya da çoğunu kapsar hale dönüştüğünde birliktelikleri için bir uzmana başvurulması anlamlı ve önemli bir katkı sağlayabilir.
1. Birlikteki tek ilişki ve iletişim şekli kavgaya dönüştüyse,
2. Gereğinden sık, şiddetli ve çözüm bulunamayan kavgalar yaşamaya başladılarsa, diğer bir deyişle mutlu ve keyifli anlar kavgalı oldukları anlardan daha az yaşanıyorsa,
3. Birliktelik kendi içinde bir keyif olmaktan çıkıp devam ettirilmesi gereken bir zorunluluk/görev haline dönüştüyse,
4. Tartışmalar hep aynı konular (örneğin kıskançlık, cinsellik, çocuklar gibi konular) etrafında döndüğü halde bu tartışmalardan çözüm üretilemiyorsa,
5. Eşler birbiriyle hiç kesişmeyen paralel hayatlar yaşamaya başladılar ve bir araya geldikleri anlarda da ortak hiçbir keyfi paylaşamıyorlarsa,
6. Eşler cinsel yaşam da dâhil olmak üzere birlikteliğin kadın ve erkeğe dair hiçbir alanında paylaşımlarının kalmadığını hissettiklerinde,
7. Birlikteliklerinin daha iyi olacağına dair tüm inançlarını kaybettilerse,
8. Ayrılmak, ayrı yaşamak ya da boşanmaktan başka çözüm yolunun olmadığına inanmaya başladılarsa,
9. Birlikteliklerinden alamadıkları keyfi ve mutluluğu işlerinde, çocuklarında, başka kadın ya da erkeklerle ilişkilerde, alkol –madde kullanımında aramaya başladılarsa,
10. Anlaşılmadıkları, değer görmedikleri, önemsenmedikleri, istenmedikleri gibi olumsuz duygu ve düşüncelerin ötesinde birliktelikleri ve eşleri olumlu hiçbir şey çağrıştırmadığında,
11. Birlikteliklerinden kaynaklı olduğunu düşündükleri duygu ve düşünceler nedeniyle güncel yaşamları, üstlenmeleri gereken diğer roller ve sorumluluklar (örneğin iş yaşantıları, anne-babalık rolleri, arkadaşlık ilişkileri ve sosyal yaşantıları) olumsuz etkilenmeye başladığında,
12. Eşlerin içsel ruhsal dünyalarına kaygı, panik, öfke, çaresizlik, mutsuzluk, ümitsizlik gibi olumsuz duygular hâkim olmaya başladığında birliktelikleri için bir uzmana başvurmalıdırlar.
İLİŞKİ VE EVLİLİK DANIŞMANLIĞI NASIL UYGULANIR?
Yapılan araştırmalarda bireysel sorunlar nedeniyle bir danışmana başvuran kişilerin neredeyse %60’ının yardım alma nedenlerini “evlilik veya ilişki problemleri” olarak tanımladıkları tespit edilmektedir. Buna rağmen ilişki ve evlilik danışmanlığı psikoloji yazını içinde diğer psikoterapilere göre daha yeni ve gelişmekte olan bir konumdadır.
Evlilik ve ilişki danışmanlığı için uygulamada pek çok kuram, okul, model veya yaklaşım bulunmaktadır. Psikanalitik yönelimli ilişki terapisi, nesne-ilişkileri kuramına dayalı ilişki terapisi, sistemik bakış açısına dayalı ilişki terapisi, bilişsel-davranışçı ilişki terapileri, duygu-odaklı ilişki terapisi okulları ya da yaklaşımları ilişki ve evlilik terapistleri tarafından uygulamada tercih edilen ilişki-evlilik terapisi kuramlarından/modellerinden sadece bir kaçıdır.
İlişkideki sorun alanlarına ve sorunların doğasına, sorunların derinliğine, eşlerin terapiden beklentilerine, terapistin uygulamada tercih ettiği yöntemlere ve hangi terapi yönelimini benimsediğine bağlı olarak evlilik danışmanlığı uygulamalarında:
• Gelen çiftlere nasıl yaklaşılacağı,
• Hangi sorunlara öncelik ya da ağırlık verileceği,
• Çalışmanın ne kadar süreceği,
• Danışman ile çift arasındaki ilişkinin ne şekilde kurgulanacağı,
• Seansların birlikte mi yoksa ayrı ayrı mı sürdürüleceği gibi konuların ele alınması değişiklik gösterebilmektedir.
Genellikle birçok ilişki ve evlilik danışmanı temelde yakın durduğu bir kurama bağlı kalmakla birlikte, uygulamada çeşitli modelleri birleştirdiği bütüncül bir yaklaşımı tercih etmektedirler.
Uygulama;
• Eşlerin her ikisinin birlikte alındığı seanslar şeklinde olabileceği gibi eşlerin ayrı alındığı ya da süreç içerisinde hem birlikte hem de bireysel seansların yapıldığı şekilde olabilir.
• Sadece ilişkideki görünürdeki sorunların giderildiği kısa süreli bir danışmanlık (8-12 seans) ya da daha derinlemesine bir çalışmayla bireysel veya kuşaklararası ilişkilerin değişiminin de hedeflendiği sonlanışın başlangıçta öngörülemediği uzun süreli bir çalışma da olabilir.
• Seanslar içerisinde çeşitli yaşantısal psikoterapi tekniklerinin kullanıldığı, psiko-eğitimlerin ve ödevlerin verildiği ya da tamamen duygu ve düşüncelerin konuşarak ifade edildiği, rüyaların gündeme geldiği ve paylaşıldığı çalışmalar da olabilir.
Genellikle bu yaklaşımların çoğu danışmanlık sürecinde farklı zamanlarda ve çeşitli şekillerde gündeme gelebilir.
EVLİLİK-İLİŞKİ DANIŞMANI/TERAPİSTİ SUÇLU ARAMAZ!
Bazı durumlarda eşler suçlanacakları, yargılanacakları, anlaşılmayacakları ya da eşlerinin tarafının tutulacağı kaygısıyla evlilik terapisine başlamayı reddederler. Oysaki ilişkiler en az iki kişi ile deneyimlenir ve iki kişiden birinin sorunları ilişkiyi belli süreliğine olumsuz etkileyebilse de aslında ilişkinin bozulması için bir kişinin zorlukları tek başına yeterli değildir. Yani bir ilişki kötü gidiyorsa bu duruma iki kişinin de katkısı vardır. Evlilik ilişkisi sadece bir kişinin katkısıyla düzelmeyeceği gibi bir kişi ile de bozulmaz. Kişilerin bazen problemin oluşumuna, bazen de problemin çözülemeyerek sürekli hale gelmesine katkısı olur.
Sorunlu giden bir ilişkide sadece bir kişi değil, her iki kişi de mutsuzdur. Dolayısıyla ilişki-evlilik danışmanlığı ya da terapisinde hedef sorunları haklı-haksız, suçlu-suçsuz, zalim-mazlum bağlamında ele almak değil, eşlerin “İlişkimizde ne oluyor da, her ikimiz de mutsuz oluyoruz? ” sorusuna yanıt bulmalarına ve bu sorunların çözümü için ortak hareket edebilmelerine yardımcı olmaktır. En nihayetinde ilişki ve evlilik danışmanlığı ya da terapisinde amaç eşlerden her ikisinin de mutlu ve doyumlu olacağı ve keyif alabildikleri yeni bir ilişki şekli kurgulayabilmektir.
İLİŞKİ-EVLİLİK DANIŞMANLIĞI, TEK EŞİN KATILIMIYLA DA YÜRÜTÜLEBİLİR
Evlilik-ilişki terapisinde eşlerden ikisinin birden terapiye katılımı terapi sürecini hızlandıran, olumlu sonuç alma ihtimalini kuvvetlendiren bir durumdur. Buna karşın evlilik-ilişki terapisine eşlerden ikisinin birden katılımı bir zorunluluk değildir. Evlilik-ilişki terapisi eşlerden sadece birinin katılımıyla da uygulanabilir.
Bazen eşlerden biri ilişkideki sorunları ifade ederken, diğeri evlilikte hiçbir sorun olmadığını savunur. Bu durumda sorun olduğunu düşünen eş evlilik-ilişki terapisine başvurmak için eşini ikna etmeye çalışır; çoğunlukla da başarısız olur! Hatta sorunu kabul etmeyen eşi tarafından “Sorun bende değil, sende. Git sen iyileş!” benzeri suçlamalara maruz kalabilir. Böylesi bir durumda sorunlarını ifade etmeye çalışan eş için bir çifte-açmaz durumu ortaya çıkar: Evliliğindeki problemler için bir terapiste gitse eşine karşı sorunun kendisinde olduğunu kabul edecektir. Yardım almadığı taktirde sorunlar ve sorunların yol açtığı olumsuz duygulanımlar, mutsuzluğu devam edecektir. Aynı zamanda “Bu evliliği kurtarmak için hep ben mi uğraşacağım?” gibi kızgınlık hissettiren bir düşünce şeması da ilişki sorunları için bir terapiste başvurma kararını geciktirir.
Bazı ilişki ve evlilik sorunları içinden geçilen yaşam evresi ya da yaşamın getirdiği çeşitli psikososyal stres faktörlerinin etkisiyle artış gösterebilir. Bu gibi durumlarda sorunlar zamanla hafifleyerek tamamen ortadan kalkabilir. Ancak bunun dışındaki sorunlarda özellikle de sorunların çözülme süreci gereğinden fazla uzadıysa zaman ilişkilerde düzelmeye değil tam tersine daha farklı, çözümü çok daha zor başka sorunların eklenmesine ve eşlerin birbirlerinden tamamen uzaklaşmasına da yol açabilir. Bu durumdan da sadece ilişki ve evlilik değil, kişiler ve ailedeki diğer üyeler de olumsuz yönde etkilenebilir.
Bu bağlamda ilişkisindeki ya da evliliğindeki sorunlar nedeniyle kendini mutsuz hisseden bir kişinin her şeyden önce kendini ve kendi ihtiyaçlarını düşünerek bir evlilik-ilişki terapistine başvurmasında fayda vardır.
TEK KİŞİNİN KATILIMI EVLİLİK-İLİŞKİ SORUNLARININ ÇÖZÜMÜNE NASIL KATKI SAĞLAR?
1. Danışmanlık için başvuran eş her şeyden önce sorunlarının çözümsüz olmadığına dair bir iç görü geliştirir ve umut duygusu kuvvetlenir.
2. İlişki-evlilik sürecinde bir yandan sorunlar yaşanırken sorunları tanımlayabilmek, ifade edebilmek ve bu belirsizlik içinde çözümünü bulabilmek de çok zordur. Danışma sürecine başlayan eş için sorunun adı konulabilir; net ve açık bir şekilde tanımlanabilir ve nihayet ifade edilebilir hale gelir. Böylece sorunların çözümleri de çok daha görünür hale gelir.
3. İlişki içindeki kendimizi görmek ilişkideki ötekini görmekten daha zordur. Çoğunlukla danışmanlık ya da terapi hizmeti almaya başlayan eş sorunların oluşumunda ve sürekliliğinde kendi katkısını görebilir hale gelir. Kişinin kendi katkısını görebilir hale gelmesi de “Senin hatan!” etrafında dönen çözümsüz tartışmalar yerine iki kişinin de ilişkide yaşanan sorunlar ve çıkmazlar karşısında kendi paylarına düşeni daha iyi kavramalarına ve kendi sorumluluklarını üstlenebilmelerine yardımcı olur. En azından danışmanlık ya da terapi hizmeti almaya başlayan eşte ortaya çıkan olumlu, yapıcı yöndeki değişimler, diğer eşin de kendi katkısına bakmasını, görebilmesini, iç görü ve farkındalık geliştirerek değişimini mümkün kılar.



AİLE DANIŞMANLIĞI NEDİR?
Aile danışmanlığı aile üyeleri arasında ortaya çıkan sorunların tüm aile bireylerinin ya da birkaç aile bireyinin katılımı ile aile danışmanı eşliğinde ele alındığı, var olan sorunların çözümlenerek aile içindeki iletişim, roller, kurallar, yakınlık, anlayış, güven, yardımlaşma ve dayanışma, öz denetim, problem çözme gibi temel ögelerin geliştirildiği bir çalışma sürecidir.
Aile danışmanlığının inceleme konusu aileyi oluşturan bireyler değil; bireyler arasındaki ilişkinin, iletişimin niteliğidir. Aile danışmanı aile üyelerinin birbirleriyle ilişkilerinde aksayan yönleri ortaya çıkarmaya ve aile üyelerinin de bunu görerek iç görü ve farkındalık geliştirmelerini sağlamaya çalışır.
Aile danışmanlığının amacı aile içinde yaşanan kişiler arası sorunlar olabileceği gibi; tüm aileyi etkileyen ayrılık, boşanma, ölüm, akut ya da kronik bedensel ya da ruhsal hastalık ve bir aile bireyinin eğitim-evlilik gibi nedenlerle evden ayrılması gibi çok farklı alanlarda aile bireylerine destek vermek de olabilir. Tüm ailelerin yaşadıkları gelişimsel ve durumsal krizler vardır. Çocuklardan birinin okula başlaması ya da evden ayrılması gelişimsel bir krize örnek oluştururken, ölüm ya da aldatma gibi yaşantılar ailede yaşanabilecek durumsal krizlere örnek oluşturur ve her iki olguda da aile danışmanlığı hizmeti sunulabilir.
Aile danışmanlığının belirgin ve açık hedefleri vardır. Amaç ailenin yaşadığı sorunların çözümünün yanı sıra aile bireylerinin birbirlerini daha iyi anlamalarını, belirgin ancak esnek sınırlar çizebilmelerini sağlamayı kolaylaştıracak yeni beceriler kazandırmaktadır.
Danışmanlık sürecinde yapılan görüşme ve uygulanan psikolojik testlerle ailenin yaşadığı sorun alanları tespit edildikten sonra ailenin yaşadığı sorunun doğasına, ağırlığına ve ilerleme hızlarına bağlı olarak ortalama 5-10 seans süren danışmanlık hizmeti verilir. Ortalama bir seans 90 dakika sürmektedir. Bazı durumlarda ailelere 1-2 seanslık danışmanlık hizmeti verilmesi dahi yeterli olabilmektedir.
Aile danışmanlık hizmeti alacağınız uzmanın bu alanda tercihen yüksek lisans yapmış olması ya da aile danışmanlığı ile ilgili özel bir eğitim almış olması gerekmektedir. Bireysel terapide kişinin değerlendirilmesi ve kişiye uygulanan müdahale yöntemleri ile aile için uygulanan yöntemler birbirinden çok farklıdır. Aileyi bir bireyler topluluğu olarak değil, birbirleriyle etkileşim halinde olan bireylerden oluşan; kuralları, sınırları, gereksinimleri ve beklentileri bulunan bir sistem olarak değerlendirmek ve bu doğrultuda müdahalelerde bulunmak gerekmektedir.
Aile danışmanlığı yaklaşımında bireyin sorunu içinde bulunduğu aile sisteminden yola çıkılarak değerlendirilerek bireyin değil aile sisteminin sorunu tespit edilmeye çalışılır.
Aile danışmanı ilişkiler bağlamında sorunları olan kişilere evlilik, ayrılık ve boşanma süreçlerinde de birbirleri, çocukları ve aileleriyle yaşadıkları kişisel veya kişiler arası ilişkilerdeki sorunların üstesinden daha rahat bir şekilde gelmelerine yardımcı olmaya çalışır. Aile danışmanlığı hizmeti incinmiş duygular; siz ve eşiniz arasındaki veya ailedeki diğer bir kişi ile yaşanan sorunlar; yeni yaşama dair düzenlemeler, çocukların bakımı ve mali konular gibi çok farklı alanlarda ortaya çıkan sorunlar bağlamında da verilebilir.
Aile danışmanlığında kişiler ailede yaşanan bir sorunu kendi bakış açılarından ortaya koyarlarken danışman aile üyelerinden her birinin;
Diğerlerini saygı ile dinlemelerine,
Diğerlerinin bakış açısını da görebilmelerine ve anlamaya çalışmalarına,
Soruna yönelik olarak konuşmalarına,
Diğerlerine karşı duygu ve düşüncelerini daha açık bir dille ifade etmelerine,
Diğerlerine karşı incitici davranışlarda bulunmamalarına,
Diğerlerini oldukları gibi kabul etmelerine,
Diğerlerinden beklentilerini açıkça ifade etmelerine yardımcı olur.
AİLE DANIŞMANLIĞININ HİZMET ALANLARI NELERDİR?
Eşler arasındaki ilişki ve iletişim problemleri,
Anne, baba ve çocuk/çocuklar arasındaki ilişki ve iletişim problemleri,
Aile üyeleri arasındaki duygusal çatışmalar,
Ayrılık ve boşanma süreçleri,
Evlilik dışı ilişkilerin ortaya çıkardığı ve yol açtığı problemler,
Bireysel psikoterapi çalışmalarında sadece sorun yaşayan birey üzerine yoğunlaşılarak terapi sorunu olan birey ve terapisti arasındaki etkileşimle yürütülürken hedef bireyin değişimidir. Bireyin çevresinin değişimi ise bireyin değişimi ile gerçekleşir.
Aile danışmanlığının bireysel psikoterapilerden en önemli farkı bireyi tek başına ele almak yerine ailenin tümüne bir bütün olarak yaklaşmasıdır. Bu bağlamda ailenin bir bütün olarak ele alınması sorunların görece daha kısa bir zamanda ve etkin bir biçimde çözümünü de kolaylaştırmaktadır.
Aile danışmanlığında seanslar tek bir bireyle değil, bireyin tüm aile üyeleri ile birlikte yürütülür. Bazı durumlarda çekirdek aile üyeleri ile birlikte aileye etki eden geniş aile üyeleri de (Örnek: anneanne, babaanne, dede, teyze, amca vs.) seanslara davet edilir. Bazı seanslarda görünürde ya da ön planda sorun yaşayan birey yerine ailedeki diğer üyeler çoğunlukla da anne-baba yer alır. Aile danışmanlığında karı-koca, anne-oğul, baba-kız ya da kardeş alt sistemleri de çalışılabilir.
Özetle aile danışmanlığı, rahat ve güven verici bir ortam sağlayarak üyelerin hem kendilerini hem de birbirlerini tanımalarına, birbirleriyle açık ve içten bir iletişim kurarak sorunlarına çözüm bulmalarına yardımcı olmaya çalışır.



EVLİLİK VE İLİŞKİ TERAPİSİ
Yöntemi ne olursa olsun ilişki terapisinin amacı şöyle tanımlanabilir.
1. Bireydeki ruhsal belirtileri ve işlevsel bozuklukları, ilişkiler alanında ele almak ve azaltmak,
2. Bireylerin ilişki ve evlilik içi çatışmaları ile daha geniş çevreleri ve toplumla olan çatışmalarını ele almak ve çözmek,
3.İlişkideki sorunları çözebilmek için bireylerin sorun çözmede kullanabileceği kaynak ve davranışları belirleme ve kullanma güçlerini harekete geçirmek,
4. İlişkideki eşlerin duygusal gereksinimlerinin algılanması ve doyurulmasını kolaylaştırmak.
İlişki ve evliliki terapisi eşler arasında yaşanan iletişim sorunları, aldatma, güven yitimi, cinsel sorunlar gibi çok farlı sorun alanlarında uygulanabilen bir terapi şeklidir. Bir terapist ve eşlerle birlikte yapılır. Haftada bir seans olarak (1 ile 1,5 saat) olarak uygulanır. Sorunun doğasına, ağırlığına ve eşlerin çalışma hızına ve seçilen terapi yönelimine göre terapi çalışmasının ne kadar süreceğine terapistin rehberliğinde beraberce karar verilir.
İlişki ve evlilik terapisi eşlerle birlikte ve ayrı yapılan görüşmelerle sürdürülür. İlişki ve evlilik terapisi uygulaması içinde gerek görüldüğünde MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri), Rorschach Testi, TAT uygulanıp sonuçlar eşlerle paylaşılır.
İlişki ve evlilik terapisi duygusal, düşünsel, davranışsal, cinsel, sosyal ve ekonomik bir veya birçok alanda birbiriyle çatışan iki kişinin etkileşimlerini psikodinamik olarak değiştirmeyi planlayan bir psikoterapi şeklidir. İlişki ve evlilik terapisinde eğitimli bir kişi sorun yaşayan çiftle terapötik bağı kurar ve yukarıda tanımlanan alanlarda yaşanan sorunları çözmeye, işlevsellikten uzak, sağlıksız davranış modellerini değiştirmeye ya da tersine çevirmeye; eşlerin kişiliklerinin ve ilişkilerinin gelişmesine ve olgunlaşmasına yardımcı olmaya çalışır. Evlilik terapisi bazı durumlarda da eşlerin her birinin psikodinamiklerini ayrı ayrı ele alarak araştırmayı ve eşler arasındaki etkileşimi yeniden yapılandırmayı hedefleyebilir.
İlişki ve evlilik danışmanlığının alanının sadece özel, belirli bir aile içi sorunu ele alması nedeniyle evlilik ve ilişki terapisine göre daha kısıtlı olduğu düşünülebilir. Ancak evlilik danışmanlığı da çocuk yetiştirme gibi son derece önemli, işlevsel bir alandaki sorunları çözmeye de çalışabilir.
Gerek ilişki ve evlilik terapisi gerekse danışmanlık ilişki yaşayan eşlerin sorunlarla etkin bir şekilde baş etmelerine yardımcı olmaya önem verir. En önemlisi birlikteliğin ve sorun çözme yaklaşımlarının kapsamlı bir şekilde yeniden yapılanmasını sağlayacak uygun ve gerçekçi hedeflerin belirlenmesidir.
Evlilik ve ilişki terapisi hiçbir evliliğin ve ilişkinin devamını garantiye almaz. Gerçekten bazı durumlarda eşler bir arada olmaması gereken ve birlikteliklerini sağlıklı, mutlu ve doyumlu bir şekilde sürdüremeyen bireyler olabilir. Bu durumlarda eşler bazen son derece zorlu olabilen ayrılma ve boşanma sürecinin üstesinden gelebilmek için terapistle görüşmeye devam edebilir.
Evlilik ve ilişki sorunlarında terapinin hedefleri; her bir eşin bireysel ve birlikte yaşadıkları yetersizlik, çaresizlik, huzursuzluk, mutsuzluk, umutsuzluk ve duygusal gerilim gibi ruhsal sıkıntıları, düşünsel çatışmaları ve davranışsal problemleri hafifletmek ve iyilik düzeylerini arttırmaya yardımcı olmaktır. Genel olarak evlilik ve ilişki terapisti problem çözümünde kullanılabilecek kaynakları kuvvetlendirerek, sağlıksız savunma ve baş etme mekanizmalarının yerine daha sağlıklı ve uygun denetim ve savunma mekanizmalarının geliştirilmesini özendirerek ve destekleyerek hem duygusal-ruhsal zorlanmanın bozucu ve dağıtıcı etkilerine karşı direnci arttırarak ve hem de her iki eşin büyüme, gelişme, olgunlaşma süreçlerine yardımcı olarak ilişkilerinin olumlu yönde evrilmesini sağlayarak hedeflere ulaşır.
Terapötik çalışmanın önemli bir boyutu da her bir eşi kendi kişiliklerinin psikodinamiklerini tanımak, anlamak, iç görü ve farkındalık geliştirerek ilişkideki sorumluluklarını üstlenmek noktasında cesaretlendirmektir. Kişinin davranışlarının gerek kişinin kendi yaşamında, gerekse eşinin ve çevrelerindeki diğer kişilerin yaşamlarında yol açtığı sonuçların çalışılması da ilişki ya da evlilikte yaşanan sorunların çözümünde etkilidir.
Evlilik ve ilişki terapisi;
1.Evlilik ve ilişki sorunlarını bireysel terapi çözümleyemediğinde,
2.Evlilik ya da ilişki sorunlarının başlamasında eşlerin bir ya da her ikisinin de kesinlikle rolü olduğunda,
3.Evlilik ya da ilişki terapisi sorun yaşayan eşler tarafından bizzat talep edildiğinde uygulanabilir.
İlişki ve evlilik sorunları nedeniyle terapistlere başvuruların her geçen gün arttığı gözlenmektedir. Bu sorunlar sadece evlilikte yaşanan sorunlar olarak değil evlilik öncesi evlenmeye aday eşler arasındaki ilişki süreçlerinde başlamakta, evliliğe hazırlık ve evlenme süreçleriyle artmakta, çoğu aile içinde de devam etmektedir. Evlilik danışmanlığının yanı sıra eş seçimi konusunda da danışma talepleri artmaktadır.
Özellikle içinde bulunduğumuz toplum gibi doğu toplumlarında ve muhafazakar-geleneksel toplumsal yapılarda evliliklerin uyumlu ve huzurlu bir şekilde devam etmesi için çok farklı etmenlerin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Eşlerin uyumu kadar eşlerin ailelerinin uyumu da önemlidir. Birçok evlilikte eşlerin kendi aralarındaki sorunlardan çok ailelerin işe karışması hatta başından itibaren sürecin içinde etkin biçimde yer almaları nedeniyle sorunlar başa çıkılamaz hale gelebilmektedir. Erkek ya da kadının kendi sorunları ve ilişkileri ile ilgili son derece kişisel, özel ve önemli kararları bile ailelerine bırakabildikleri, bağımlı davranış biçimleri sergileyebildikleri, ilişkilerinin sınırlarını ve çerçevelerini çizmekte ve korumakta zorlandıkları, bu durumun da kadın erkek ilişkilerini daha da karmaşık hale getirdiği ve olumsuz yönde etkilediği görülmektedir.
Yine doğu toplumlarında ve muhafazakar-geleneksel toplumsal yapılarda ailelerin kız ve erkek çocuklarına bakışları, atfettikleri anlam, iletişim ve ilişki kurma biçimleri önemli farklılıklar göstermekte her iki cinsiyetteki çocuklardan beklentiler, yüklenen roller de farklı olabilmektedir. Bu psiko-sosyal gelişimsel arka plan özellikle genç erişkinlik çağındaki kadın ve erkeğin aile kavramına bakışını etkilemekte ve eş ile anne baba arasında kalınmasına ve ciddi ruhsal gerilim ve çatışmaların yaşanmasına neden olmaktadır.
En önemli evlilik sorunlarından bir diğeri de evlendikten sonra evlenen kişilerin birbirini adeta tapulu malları gibi görmeleridir. Eşlerden biri diğerini ya da her ikisi de birbirini değiştirmeye, kendi düşündüğü şekilde belirli bir kalıba sokmaya çalışmakta, bu tutum tam tersine karşılıklı olarak savunma ve dirençleri daha da arttırmakta, beklenen yönde değişimler gerçekleşmediğinde hissedilen hayal kırıklıkları ve kızgınlıklar ciddi tartışmalara neden olmaktadır. Sosyokültürel düzeyi yüksek eğitimli bireylerde bile bu duruma çok sık rastlanmaktadır.
Eşler arasındaki ilişkinin cinsel boyutu ve aralarındaki cinsel uyum da çok önemlidir. Bu uyumun sağlıklı, mutluluk ve doyum verici bir şekilde kurulamaması ya da çeşitli nedenlerle yitirilmesi ve cinsel sorunların başlaması da evliliğin devamını zorlaştırmakta, eşler farklı arayışlara girebilmekte ve sorunlar daha da karmaşık bir hale gelebilmektedir.
Eşlerin kişilik özellikleri, hayata bakış açıları, gelecekten beklenti ve idealleri de evlilik birlikteliği kurulurken dikkat edilmesi gereken olgulardır. Eşlerin evlenmeden önce birbirlerini tam anlamıyla olmasa da yeterince tanımaları, birbirlerinin ruhlarına değip dokunabilmeleri, bir güven ilişkisinin en azından temellerini atabilmeleri son derece önemlidir. Aksi takdirde evlendikten sonra kişilerin hayal kırıklıkları ve bunun doğurduğu sıkıntı, mutsuzluk, ruhsal gerginlik, öfke ve mutsuzluk hissetmeleri kaçınılmazdır.
İlişki ve evlilik kadar boşanma da doğal bir olgudur. Eşler arasındaki güven, sevgi, saygı,hayata ortak bir bakış ve ortak ilgi, heyecan ve idealler yitirildiyse, yeterince emek ve zaman verildiği halde eşler sorunlarını aşamıyor ve alınan yardımlara karşın birbirlerine emek ve zaman vermek için yeterli motivasyon ve umudu hissetmiyorlarsa yapılacak şey boşanmaktır. Böyle bir durumda da eşlerin birbirlerini olabildiğince incitmeden, suçlayıp yargılamadan hukuki süreçleri işletmeleri, psikolojik olarak da neden bu noktaya geldiklerini anlayabilmelerine ve anlamlandırabilmelerine yardımcı olacak bir danışmanlığı ya da terapötik bir yardım almaları boşanma sonrasında hem kendilerinin hem de çocuklarının uyum ve baş etme süreçlerini kolaylaştıracak yeni ve sağlıklı ilişkiler kurmalarına yardımcı olacaktır. Mutsuz ve uyumsuz bir evlilik hem çocuklara, hem de eşlere iyi yönetilen bir boşanma sürecinden çok daha fazla zarar verebilir. Boşanma olayı çocuklara içinde bulundukları yaş ve gelişim evresi göz önünde bulundurularak anlayabilecekleri bir dille anlatılmalı, anne babanın çocuklarına duyduğu sevgi, verdikleri değer ve önem hissettirilmeli, eşlerin birbirlerine hissediyor olabilecekleri olumsuz duygular çocuklar üzerinden ifade edilmemelidir.
Evlilik terapilerinde yukarıda da vurguladığımız gibi eşlerin birbirlerine ve evliliklerine şans vercmek isteyip istememesi önemli bir konudur. Evlilik ilişkisinin düzelmesi emek, zaman ve sabır ister. Evlilik terapistleri terapiye gelen eşlere evliliği devam ettirme ya da boşanma konusunda herhangi bir telkinde bulunmamalı, kararı eşlere bırakmalıdır. Evliliğin devamı ve boşanmanın olacağı durumlarda yaşanabilecek olası süreç ve durumlarla ilgili eşleri bilgilendirmelidir.



AİLE TERAPİSİ
Aile terapisinde amaç ruhsal rahatsızlığı olan bir bireyin iyileştirilmesi değil, tüm aileye yardım ederek aileye sağlıklı bir yapı ve işlevsellik kazandırılmasıdır. Bu doğrultuda tek bir bireye değil tüm aileye yardım ve destek sunulur. Bireydeki sorunun oluşumuna yol açan ve sürekliliğine katkıda bulunan aile yapısına ve aile bireyleri arasındaki etkileşim şekillerine dair etmenler tespit edilerek çözümüne yardımcı olunur. Aile terapisi bazen aile içinde yaşanan bir sorunun ele alınması ve çözümü, bazen de yaşanması olası sorunların önlenmesi için de uygulanabilir.
Özellikle batılı toplumlarda kültürel ve sosyal etmenlerin etkisiyle kendimizi özgür ve bağımsız seçimler yapabilen özerk bireyler olarak görme eğilimindeyiz. Bununla birlikte hepimiz bir ailenin içinde dünyaya gözlerimizi açar ve kim olduğumuzu bu aile ortamı içinde kavrar, bu aile ortamı içinde gelişir ve değişiriz. Yaşamımızı sürdürebilmek için ailemizden destek almaya ihtiyaç duyar, ailemizdeki diğer bireylerin ihtiyacı olduğunda onlara destek sunarız. Ailemizin varoluşuna katkıda bulunmak için genellikle dile getirilmeyen kurallar çerçevesinde yaşar, aile yemekleri, bayram, yılbaşı, doğum günleri gibi önemli günlerde birlikte olunacak olanaklar yaratır, bunları sürdürür ve bunlarla yaşarız.
Aile sistemi bakış açısında bireyin tam olarak anlaşılabilmesi için birey ait olduğu aile ve ilişkilerinin bütünlüğü içinde ele alınır, aile bireyleri arasındaki karşılıklı etkileşimlerin doğasının anlaşılması ve ortaya konması amaçlanır. Zira ailenin her bir üyesinin gelişimi; duygu, düşünce ve davranışları ailenin diğer üyeleriyle çok yakından ilişkilidir ve bu ilişkiler birbiriyle iç içe geçmiş, birbirinde ayrılmaz bir yapı oluşturur. Bu bağlamda danışanın sorunu yalnızca uyum bozukluğuna, kişisel gelişimine ve geçmişine değil içinde bulunduğu sistemin, ailenin işlevselliğine de bağlıdır. Bu bakış açısı danışanın sorun olan davranışına neden olabilecek dört temel varsayım üzerine kurulmuştur.
1.Danışanın sorunlu olarak adlandırılan davranışı ailenin işleyişine karşı geliştirilmiş tepkisel bir doğada olabilir
2.Sorun davranış farkında olunmadan ailenin işleyişini sürdürmesine yarayan bir doğada olabilir.
3.Sorun davranış aile bireylerinin gelişimsel aşamalarında ailenin yeterli bir işlevde bulunmaması sonucu ortaya çıkmış olabilir.
4.İstenmeyen davranış kuşaktan kuşağa aktarılmış bir işlev bozukluğu örüntüsü olabilir.
Aile terapisi uygulayan terapistlerin üzerinde uzlaştıkları temel nokta bireyin yaşayan sisteme bağlı olduğudur. Bu bağlamda değişimi sağlayacak en iyi yol da aileyi ya da ilişkiyi bir bütün olarak ele almaktır.
Aile; yapısal, işlevsel ve gelişimsel özellikler içeren bir sistemdir. Aile terapisi dile getirilen sorunların bireye atfedilerek değil de ailenin tümü göz önüne alınarak, aile sistemi içinde çözümlenmesine denir. Bu iyileştirme sürecinde öncelikli olarak aile sisteminin işleyiş biçimi, aile üyelerinin birbirleriyle ilişki ve iletişimi ele alınır.
Aile üyeleri arasındaki ilişkiler her zaman dengeli ve uyumlu bir şekilde gelişmeyebilir; zaman zaman sevgi, saygı, kabul görme ve paylaşım ihtiyaçlarının karşılanması, iletişim, rollerin ve sorumlulukların yerine getirilmesi, aile sağlığının ve bütünlüğünün korunması, geliştirilmesi gibi süreçlerde sorunlarla, çözümsüzlüklerle karşılaşabilirler, kendilerini çaresiz ve tıkanmış hissedebilirler. Yaşadıkları çözümsüzlükler ve tıkanıklıklar aile bütünlüğünü ve sağlığını etkiler. Bu sorunlar eşler arasında olabileceği gibi, ebeveynlerle çocuklar arasında olabileceği gibi, aile üyeleri ile yakın ya da uzak sosyal çevre arasında da anlaşmazlıklar ve çatışmalar şeklinde de ortaya çıkabilir.
Kimi zaman da aile üyelerinden birinin yaşadığı bir sorun ailenin diğer üyelerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebilir. Günümüzdeki stresli yaşam koşullarında problemlerimizi en çok ailemiz, eşimiz ya da partnerimizle paylaşırız. Psikolojik hastalıklar, fiziksel hastalıklar, eğitim, kariyer, iş ve sosyal yaşamdaki sıkıntılar nedeniyle yaşam dengesi ve uyumu bozulan birey kendine özgü ilkelere göre işleyen bir organizasyon olan aile sisteminde koşulsuz bir şekilde dengenin, uyumun ve aile sağlığının bozulmasına sebep olur. Bireylerden farklı olarak çiftler ve aileler bu problemleri birbirinden bağımsız olarak yaşamazlar, ailenin dışında başlayan problemler ailenin içinde büyüyerek devam edebilir.
Aile üyelerinin hepsini etkileyen bir sorunla karşılaşıldığında ya da bir üyenin sahip olduğu sorun bütün üyeleri etkilediğinde ve aile üyelerine ulaşmadan problemin çözümünün mümkün olmadığı durumlarda terapi süreci ailenin tümünün katılımını gerektirebilir.
Aile sisteminin gelişimsel özellikleri (aile yaşam döngüsü); eş olmak, anne-baba olmak, çocukların büyüme ve ergenlik süreçleri, çocukların evden ayrılması, ailenin geç dönemi gibi evrelerden oluşmaktadır. Her değişim (yaşam döngüsü geçişleri dahil) aile ilişkilerinde de yeni uyumlar (değişimler) gerektirir. Uyum gerçekleşmediğinde krizler yaşanabilir. Yeniden uyum için çoğu zaman aile ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi gerekebilir.
Yaşam döngüsünün çeşitli evrelerinde (evlilik, çocukların doğumu, çocukların okulu, eşlerin iş-meslek rolleri, geleceği yapılandırma) çiftler belirli amaçlar üzerine odaklanırlar. Bu yüzden aslında önceden beri var olan sorunlar, problem olarak görülmeye başlandığı zaman ortaya çıkmış gibi algılanabilir.
Oysa çiftler ilişkilerinin sağlıklı yürümesini engelleyen etmenleri görmemiş, görseler de boyutlarını değerlendirememiş, değerlendirseler de bir süre sonra bunun değişeceğine kendilerini inandırmaya çalışmışlardır. Ancak yaşam döngüsü içinde meydana gelen ani ve büyük değişimler, zorlanmalar, kayıpların etkisiyle kişi o ana kadar belki de hiç düşünmediği, irdeleyip, sorgulamadığı ya da bazen düşünüp hatta deneyimlediği kendi süreçleri üzerine yoğunlaşmaya başlar. ‘Ben neyim?’ ‘ Bana neler oluyor? ’ ‘ Ben ne istiyorum?’ gibi kendine yönelik sorular sormaya başlar. Farkına varmaktan kaçındığı şeyler üzerine gidip onları araştırmaya, çözümlemeye çalışır. İlişkinin bileşenleri olan üçlü; iletişim, güç, duygu o anda gerçek sorunlar olarak görülmeye başlanır. İlişkide o ana kadar üstesinden gelinen sorunlar bir anda baş edilemez bir hal almaya başlayabilir.



CİNSEL TERAPİ
Cinsel terapi; bireylerin cinsellik alanında düşünsel, duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, cinsel ve ruhsal sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Farklı cinsel işlev bozukluklarından dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, yeniden cinsel eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, bireylerin ve eşlerin kendilerini ve birbirlerini tanımalarını sağlamak, cinsel çatışmaları çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, eşler arasındaki ilişkiyi iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere cinsel terapi diyebiliriz. Bir başka deyişle cinsel terapi zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme gücü yetersiz kalan kişilere belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmeti sürecidir.
Cinsel terapist; cinsel terapi yapan, bireylerle, eşlerle ya da ailelerle onların cinsel ve ruhsal sıkıntılarına çözüm getirmeleri için işbirliği içinde çalışan kişilerdir. Ruh sağlığı alanında en az lisans düzeyinde akademik bir disiplinden geçmiş, klinik psikoloji ya da psikolojik danışmanlık alanlarında da lisans üstü eğitim almış, ayrıca cinsel terapi alanında da yapılandırılmış bir eğitimden geçmiş, alanda vaka çalışmaları yapmış, deneyim kazanmış ve cinsellik ile ilgili temel bedensel, anatomik, fizyolojik, psikolojik alanlarda yeterli eğitim almış, donanımlı kişilerdir.
Hekim, psikolojik danışman, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı gibi ruh sağlığı profesyonelleri cinsel terapist olabilirler. Cinsel terapist olmak için ilgili lisans eğitimleri alındıktan sonra ek eğitimler ve süpervizyon alınmalıdır. Bunun için hayatı boyunca devam ederler. Çünkü cinsel terapi uzmanlık eğitiminde standart eğitimin bir parçası değildir. Bu nedenle bir ruh sağlığı profesyonelinin cinsel terapist olarak hizmet verebilmesi için cinsellik konusuyla özel olarak ilgilenmesi, çalışmalar yapması ve özel eğitimler alması gereklidir. Türkiye'de cinsel terapist eğitimi resmi kurumlar tarafından verilmemekte, "cinsel terapist" unvanı verecek resmi bir kurum ne yazık ki bulunmamaktadır. Ancak Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği - CİSED gibi sivil toplum kuruluşları tarafından cinsel terapi eğitimleri verilmektedir. En az 240 saat ve üzeri katılım gerektiren bu eğitimler uzun, zor ve masraflıdır. Avrupa ve Amerika'nın bazı eyaletlerinde cinsel terapist olmak için tıp veya psikoloji mezunu olmak gerekmemektedir, yetkili kurumlarınca cinsel terapi eğitimi alarak sınavlarında başarılı olmuş bireyler cinsel terapist olabilmektedirler.
Danışan ve terapist arasında karşılıklı terapötik ilişki ve sözlü iletişimi kullanan çeşitli uygulamaları içeren cinsel terapide dolaylı olarak cinsellikte iyilik sağlamaya çalışılır ve eşlerin yatakta performans seyircisi değil oyuncu olmaları hedeflenir.
Cinsel terapide öncelikle cinsel işlev bozukluklarının kişinin iç dünyasındaki bir çatışmadan mı kaynaklandığı, yoksa kişiler arasındaki bir çatışmanın etkisiyle mi oluştuğu araştırılır. Çünkü cinsel işlev bozuklukları sosyokültürel baskılardan, cinsellikle ilgili eğitim ve bilgi eksikliğinden, çarpıtılmış, hatalı ve olumsuz düşüncelerimizden, basit bir stres durumundan ya da ciddi, önemli bir psikiyatrik rahatsızlıktan kaynaklanabilir.
Cinsel terapi süreci danışanların cinsel sorunlarını ve bunların temelinde yatan kişisel etmenleri anlamalarını, kendi sorunlarının kaynağına inmelerini ve bu şekilde kendi kendilerine yardımcı olmalarını sağlar.
Cinsel terapiye ihtiyacı olanlar genellikle erken çocukluk döneminde kişilik gelişiminde sorunlar yaşayan ve erişkinlik dönemlerinde de iç dünyalarında bu sorunların izlerini taşıyan kişilerdir.
Cinsel terapiye başvuran eşlere davranışçı ve bilişsel psikoterapi, ilişki ya da evlilik terapisi teknikleri birlikte kullanılmalıdır. Bu sayede en yüksek başarıya ulaşılır.
Cinsel terapiye başlamadan önce danışanlara tıbbi muayeneyi de içeren çok yönlü tetkik ve değerlendirme yapılmalıdır. Cinsel soruna yol açan etmenler tespit edildikten sonra eşlere kadın ve erkeğin anatomisi ve cinselliğin fizyolojisine dair temel bilgilendirme, nefes ve gevşeme egzersizlerini de içeren terapi programına geçilir. Yukarıda da vurguladığımız gibi kadın ya da erkeğin iç dünyasında bastırılmış olan ruhsal çatışmalar ön planda ise tıbbi tedaviyle birlikte yoğun bireysel psikoterapi önerilir.
Seanslar sırasında edinilmesi hedeflenen yeni bakış açısının, gerçek cinsel hayata nasıl aktarılacağı konusunda danışanlara "ev ödevleri" verilir. Danışanların özgün sorunlarına ve eşlerin kişilik özelliklerine uygun ev ödevlerine örnek olarak; vajinismusta vajinanın kasılmasını engelleyici kademeli ödevler, erken boşalmada, boşalma kontrolünü sağlayan ödevler, cinsel istek bozukluklarında ise isteği artırıcı ödevler vb. verilebilir. Zira danışanların cinsel sorunlarını analiz etmesi bu sorunlarını çözebilecekleri anlamına gelmez. Sorunlar esas olarak cinsel egzersizler, mastürbasyon veya fiili cinsel ilişki içinde çözümlenebilir.
Ev ödevlerinin yapılmasını engelleyen kaçınma davranışlarının altında otomatik düşüncelerin yattığı unutulmamalıdır. Cinsellikle ilgili olumsuz düşünceler bazen o kadar alışkanlık haline gelir ki aklımızdan geçip gittiklerinin farkına bile varamayız. İşte bu nedenle onlara "otomatik düşünceler" denir. Otomatik düşünceler genellikle kaygı, üzüntü, suçluluk, öfke gibi duygulanımlarla bağlantılı ve cinselliği olumsuz yönde etkileyen negatif düşüncelerdir. Cinsel terapide danışanlara bu negatif düşüncelerden kurtularak cinsel yaşamlarına nasıl daha uyumlu bir bakışla yaklaşabilecekleri öğretilir. Bu süreçte danışanlar gevşeme, kendilerine güvenme ve kendi bedenleriyle barışık olma, eşlerine güvenme, konuşma, dokunma, aşk oyunları, cinsel yaşamlarındaki sorunlara çözüm üretebilme ve hızlı bir iyileşme göstermelerini sağlayacak bir "kendine yardım tekniği" konusunda bilgilendirilir ve kendilerini geliştirirler.
Cinsel Terapi Seanslarında Ne Yapılıyor ?
Bir çok insan cinsel terapi esnasında ne yapıldığı ile ilgili endişeler yaşamaktadır. Terapi odasında yapılan tek şey konuşmaktır. Seansa tek başınıza da katılsanız, eş olarak da gitseniz, terapistiniz terapiye probleminizin detaylı bir değerlendirmesini yaparak başlayacaktır. Böylece hem siz hem de terapistiniz probleminizin sebebi fizyolojik (yani bedensel, tıbbi) mi, psikolojik mi yoksa her iki etmenin bir arada bulunduğu bir durum mu ayırt etmiş ve anlamış olacaktır.
Eğer bir ilişkiniz varsa ilişkiniz içerisindeki iletişim sorunlarını ya da çözümlenememiş çatışma ve bunların doğurduğu gerginlikleri keşfetme şansınız olacaktır.
Genellikle bir kaç seans süren ve eşlerin birbirlerine soru sormalarını da içeren değerlendirmeler tamamlandığında terapistiniz; siz ve partneriniz için oldukça keyifli ev ödevleri verecektir. Bu ödevler kişisel farkındalığınızın, cinsel bilgi ve becerilerinizin gelişmesine katkıda bulunacaktır. Aynı zamanda bedeninizi duyusal ve cinsel uyaranlara tepki vermek üzere tekrar programlayacak ve yaşadığınız sorunlarla baş etmenize yardım edecektir.
Cinsel terapi eğlenceli olmalıdır ve terapistler bunu asla unutmazlar. Bu durum sizi başta biraz utandırabilir ve hatta tuhaf hissetmenize sebep olabilir. Ancak cinsel sorunların, cinsel hayatınızdan alıp götürdüğü tutkuyu ve cinsel oyunları tekrar hayatınıza geri getirmenize yardımcı olmak terapistlerin görevlerinin önemli bir parçasıdır.
Her bireyin mutlu, keyifli ve doyumlu bir cinsel hayatı hak ettiğine inanmaktayız ve cinsel terapi bunu başarmanıza yardımcı olmak için vardır.
Kendini homoseksüel, biseksüel, transseksüel, questioning, queer, erdişi veya aseksüel olarak tanımlayan ve iç çatışmalarını, ilişki sorunlarını ve içinde bulundukları ortam ve gruplarda karşılaştıkları sorunları çözümlemek isteyen tüm bireylerle çalışmaya hazırız. Bona Dea ekibi olarak gerek kendi iç dünyalarımızdaki, gerek ailelerimizdeki ve yaşadığımız ülke ve dünyadaki farklılıklara ve en temelde insana değer veren bir ekip olduğumuzu ilkelerimiz de belirttiğimiz gibi burada da bir kez daha vurgulamak istiyoruz.
Damgalama etkileri (Ön yargılar, değersizleştirme, dışlama, sözlü, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalma)
Cinsel seçimlerini farklı tanımlayanların ruh sağlığının bozuk olduğu algısı
Cinsel yönelimin dışsal müdahale ve tıbbi tedavilerle değişebileceği algısı
Cinsel kimlikleri farklı olan bireylerle ilgili yeterli bilgisi, deneyimi olmayan ve hatalı inanç ya da kişisel önyargılara sahip doktor ve terapistlerle yaşanmış olan her tür olumsuz hatta bazen travmatik deneyimler
Cinsel seçim ve toplumsal cinsiyete dair konularda yaşanan düşünsel karmaşanın aydınlatılması
Gerek özel, yakın ve eş ilişkilerinde yaşanan, gerekse tüm kişiler arası ilişkilerde yaşanan sorunlar
Çekirdek aileden ve akrabalardan gelen kaygı, korku, çatışma, ruhsal gerilim ve sorunlar
Kişinin ilişkilerini veya ailelerini tanımayan, ön yargılı yaklaşan, değersizleştiren ya da düşmanca davranan sosyal çevre, mahalle, okul, işyeri, dini ve politik cemaat ve gruplarla yaşanan güçlükler,
Yukarıda tanımlanan çok çeşitli alanlardaki güçlüklerde yanınızda olmaya ve destek sunmaya hazırız.



ONLİNE TERAPİ
ONLINE Terapi yeni yeni yaygınlaşmaya başlayan bir psikoterapi şeklidir. Farklı bir şehir ya da ülkede yaşayan, bulunduğu şehir ya da ülkede yaşadığı sorunlar itibariyle kendisine yardımcı olabilecek yetkinlikte bir uzmana ulaşma imkanı olmayan, yaşadığı ülkede konuşulan dilde kendini ifade etmekte zorlanan ya da anadilinde yardım almak isteyen ve yüz yüze gelemeyen kişilerin online bağlantılar yardımıyla iletişim kurabilme olanaklarından yararlanılarak terapist ile danışanın bir araya geldiği bir uygulamadır. Yüz yüze görüşme imkanı varsa öncelikle bu yolun denenmesi tercih edilmekle birlikte yüz yüze gelinemeyecek durumlarda online terapi yadsınamayacak bir öneme sahiptir. Online-bağlantı ile psikoterapi yüz yüze yapılan terapilerle tamamen aynı etik kural, yöntem ve ücrete tabidir. Online terapi telefon görüşmeleri ya da e-posta ile yazışmalar şeklinde yapılmamakta, bir danışma hattı ya da kriz yönetim hattı gibi işlememektedir.
Online terapi, merkezimizde yüz yüze yapılan terapilerden farklı bir şey değildir. Merkezimize gelinemediği durumlarda online sesli ve görüntülü bağlantı yardımıyla yapılması haricinde standart bir psikoterapi sürecidir.
18 yaşından küçük çocuk ve ergenlerle terapide, ilişki terapisi, aile terapisi, cinsel danışmanlık ve cinsel işlev bozukluklarının tedavi ve terapi süreçlerinde, psikiyatrik kriz durumlarında, alkol ve madde kullanım bozukluklarının tedavilerinde uygun değildir.
Online-terapi için başvuru
İlk olarak, sorununuzun bizim yardım edebileceğimiz ve online görüşmeyle ele alınmaya uygun olup olmadığına dair bir ön değerlendirme yapmamız gerekmektedir. Bu değerlendirme öncelikle sizin haklarınızı korumak için gereklidir. Bunun için lütfen e-posta ya da telefon aracılığıyla bizimle iletişime geçip durumunuzu anlatınız.
Online-bağlantı için nasıl bir teknolojiye ihtiyaç var?
Güncel bir bilgisayar veya tablet ile kolayca bağlantı kurabilirsiniz. Bu işlem için aşağıdakiler yeterli olacaktır;
Hızlı bir internet servisi (Önerilir)
Hızlı bir bilgisayar veya tablet (Önerilir)
Skype programını indirmek
Skype için bir kullanıcı hesabı oluşturmak
(Kullanıcı hesabınız varsa bu işleme gerek yoktur.)
Bu konuda, e-mail ya da telefon aracılığıyla ekibimizden de teknik destek alabilirsiniz.
Online-terapi görüşmesini nerede yapabilirsiniz?
Terapistlerimiz online görüşmelerini her zaman kullandıkları terapi odalarında yapmaktadırlar. Sizin online görüşme yapacağınız yer yalnız olduğunuz ve rahat hissedebileceğiniz herhangi bir oda olabilir. Ancak yine de bu odada bazı ayarlamalar yapmanız gerekebilir.
Sessizlik: Odada müzik çalar, televizyon, cep telefonu, başka bir bilgisayar gibi dikkat dağıtacak aletlerin kapalı olmasına dikkat edin.
Mahremiyet: Konuşmaların diğer odalardan duyulmaması, başkaları tarafından dinlenmemesi için gerekli düzenlemeleri yapın. Mümkünse evde yalnız olduğunuz bir zamana randevu almaya çalışın.
Bölünme ve kesintileri önlemek: Görüşme sırasında odaya girip çıkan birilerinin olmaması, görüşmeyi bölebilecek olayların yaşanmaması için gerekli düzenlemeleri yapın. Seans sırasında cep telefonunuzu kullanmamanızı özellikle rica ediyoruz
Online-terapi görüşmesinin süresi?
Standart psikoterapi görüşmelerinde olduğu gibi online görüşmeler de 50 dk. sürmekte, görüşme sıklığı ve çalışma süresi izlenen terapi yönelimi ve yöntemine göre danışan ve terapist tarafından beraberce belirlenmektedir.
Online-terapi seans ücreti nedir?
Online-görüşmeler yüz yüze psikoterapi görüşmeleriyle aynı ücrete tabidir. Ödemeleri yönetici asistanımızdan alacağınız banka hesap numarasına yatırabilirsiniz. Bunun için merkezimizden bilgi alabilirsiniz.
Online-terapinin ilkeleri
Online-bağlantı ile psikoterapi 18 yaşından küçük kişilerle yapılmaz.
Online-bağlantı merkezimizin çalışma günleri ve saatleri içinde yapılır.
Başvurular ön değerlendirmeye alınır.
Başvuru için verdiğiniz bilgiler gizli tutulur, kimseyle paylaşılmaz ve süreç sonunda silinir.
Görüşmelerin sesli ya da görüntülü kaydının izinsiz olarak alınması etik ve yasal olarak uygun değildir.
Psikoterapinin herhangi bir aşamasında, online görüşmenin sizin yaşadığınız duruma uygun olmadığı veya yarar sağlamadığı görülürse daha fazla ilerlemeden hizmet sonlandırılır.
Profesyonel psikoterapi ilişkisinin gerektirdiği koşullar sağlanamadığı takdirde hizmet sonlandırılır.